27.4 C
İstanbul
Pazar, Temmuz 25, 2021

    Şelale Gültekin

    Çanakkale doğumlu, Marmarisli. Üç yaşında babasının görevi sonucunda Edirne’ye yerleşmiş. İlk, orta ve liseyi Edirne’de okumuş. 70 Lerin başları eğitim için İstanbul’a gelmiş, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu mezunu. Pied de Poule Vintage’ın yaratıcısı, sahibi. Bir kız, bir erkek çocuğu olan, 3 torun sahibi.

    Terk edilmişlik…

    Terk edilmenin sadece canlılara ait bir duygu olmadığını söyleyen Pied de Poule’nin yaratıcısı Şelale Gültekin, "Siz hiç sahibi bu dünyadan göçüp giden bir eve girdiniz mi?" diye soruyor, bu haftaki yazısında...

    Çok yıpratıcı bir histir terk edilmek. Kalanı allak bullak eder değersiz hissettirir.
    Sanmayın sadece canlılara ait bir duygudur bu.
    Siz hiç sahibi bu dünyadan göçüp giden bir eve girdiniz mi? Ben yaptığım iş dolayısı ile sıkça giriyorum. Eşyalar sessiz sessiz ağlar.

    Rengi solmuş eski bir berjerin üzerindeki mavi bir yumak, şişler, yarısı bitmiş bir kadın süeteri “Şimdi ben ne olacağım” der gibi öylece durur bırakıldıkları yerde.

    Terk edilmişlik...
    Terk edilmişlik…

    Ceviz kütüphane kitap doludur. Rastgele alısınız herhangi birini, bazı satırların altları çizilmiştir. Üstünde gidenin ismi soyadı, tarih alındığı kitabevi, semt not düşülmüştür.
    Bazı kitaplar hediyedir sevdiklerinden, dikkatinizi çeker sevgi sözcükleri.

    O sözcükler ki suya yazılmıştır sanki. Kitap yığınının şansı varsa eğer, bir sahaf gelir hepsini toplu olarak alır, başka okurlara ulaşır, o notları başkaları da okur. Okunan bir insana verilen değerdir. Birçok insana dağılır bir ömrün birikimi. Yoksa sokak kaldırımlarına düşer ya da el arabasında sokak sokak gezer, hoyratça eller çevirir sayfalarını.
    En acısı kesekağıdı olmasıdır. İçine konan kirazın mor rengi bastırır mürekkebinin siyahını. Kağıt erir gider çöp olur, şehir dışında atıkların atıldığı arazide.
    Oysa o kitap sahibinin kıymetlisidir, senelerce saklanmıştır özenle.

    Terk edilmişlik...
    Terk edilmişlik…

    Rastgele bir çekmece açarsınız; Yemek kitapları vardır, bilmem kaç yıl öncesinin. Hatta birisi Ekrem Muhittin Yeğen’in 2 ciltlik kitabıdır.
    Kim bilir hangi tarifler kimler için hayatın sevgi dolu anılarının paylaşıldığı bembeyaz masa örtülü aile sofralarını süslemiştir.
    Bazı tariflerin yanına not düşülmüştür “şekeri azalt, 1,5 bardak çok fazla” diye. Gidenin el yazısıyla aldığı not çok sahicidir. Sanki mutfakta yumurtaları çırpan odur. Yazılan 2 satır kelime buradadır, yazan gitmiştir halbuki.

    Antrede bahar çiçekli şemsiye, gökkuşağı renklerini sergiler. Vestiyerdeki ağır yünlü kumaş bej manto yaşlıdır. Ne düşünmüştür acaba Halaskargazi Caddesi’nde yürürken, elinde renkli şemsiyesiyle zıt görünmez renkteki mantosu ile. Şemsiye ben buradayım diye boşluğa açılan bir mesaj mıdır?

    Terk edilmişlik...
    Terk edilmişlik…

    Müzik dolabı köşede durur. Açarsınız taaa bilmem kaç sene öncesinin long playleri de vardır, 20 sene öncesinin Türkçe kasetleri de.
    Bu evin salonları Aznavour’un La Bohemi’ni de dinlemiştir. Smetana’nın Má Vlast’ını da, Ajda’nın Ya Sonra’sı da.
    Eliniz Chopin’in Spring Waltz’ına gider. Kabından çıkarıp, iğnenin ucuna yerleştirirsiniz. Baharın yağmur yağışındaki kuş cıvıltılarını betimleyen nağmeler odaları doldurur. Yarı açık pencereden gelen rüzgarla zeytuni yeşil kadife püsküllü perdeler, dans eder gibi şöyle bir salınır bir iki saniye.
    Bu eşyalara can vermek istersiniz.

    Terk edilmişlik...
    Terk edilmişlik…

    Duvardaki mahzun bakışlı kadın; “Ne iyi yaptınız da geldiniz, keşke hep gelseniz” der gibi bakar. Sanki çok yakınızdaki birini kaybetmiş gibi hissedersiniz.

    Banyodaki saç fırçasının üzerindeki beyaz saçlar, pembe ojenin artık kurumuş soluk rengi. Diş fırçası orada durur, diş macununun düzgünce sıkıldığı çok bellidir. Eflatun yüz havlusu bir aparatın ucunda sallanır. Onun eli yüzü değmiştir bütün bu ıvır zıvıra.

    Ama gidenin temelli gittiği çok bellidir. Kendinizi yabancı hissedersiniz, anılara değen bir hırsız gibi. Etkilenmemek olanaksızdır.
    Evden birde siyah beyaz bir fotoğraf alırsınız.
    Aliye Hanım 1938’den genç bir kızken gülümsemektedir. Fotoğrafın arkasında “Bu soluk resim benden size hatıra olsun” yazar. Tarih ve imza ile biter.
    O bir hafta Aliye Hanım’ın eşyaları ile haşır neşirle geçer. Giysiler bir şeyler anlatır, mutlulukları da anlatır hüznü de. Ben bu fısıltıları yazarım. Varsın yalan olsun. Belki de gerçektir anlattıklarımın bazısı, kim bilebilir!

    Yazarın Tüm Yazıları

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ