14.8 C
İstanbul
Çarşamba, Ekim 27, 2021

    60’lı yıllarda İstanbul’da yaşamak…

    Sanırım dokuz yaşlarında. Konsolosluğun ağaçlıklı bahçesi, yemyeşil. Çok fazla hareket yok, şimdiki gibi iki kuruşu cebine koyan çıkamıyor yurtdışına. Sınıfsal farklılık, aşağıdakiler kendilerini bilip, bütçelerini zorlamıyor. Özenti tavırlar, o gitmiş bende gideceğim, falanca hanım Paris’ten almış çantasını diye konuşan bile yok ortada. Sahi neredeler..?

    Yerli malı, yurdun malı günleri. Sümerbanklar, Beykoz Kundura Fabrikası, Nazilli Basma. Tasarruf zamanı, siz anneme bakmayın. Babam hep derdi “ Ulviye sen bir ev parasını terzilere verdin “, diye. Anlat anlat bitmez benim annem. Ruhu hep aristokrattı, halbuki Çanakkale’nin Türkmenli Köyü’nde büyümüş. Belki de reankarnasyona inanmak lazım. Opera sever, evde vals adımlarıyla danseder, eski Hollywood artistleri gibi, tavırları bile alafranga idi. Çay bardağı tutuşundan, oturuşuna.

    Bu ev, sonradan Paris’e Dior’un yanında kalfa olarak çalışmaya giden Merzuka’nın evi.

    Bana tanıdık, çok sık geliyorum. Pencereden köşedeki çorapçı görünüyor, sahibi yahudi beyefendi anneme adı ile seslenecek kadar samimi, bir girişte on çift ipek çorap alıyoruz, nasıl olmasın..! Meşhur Krepen pasajı, iki yan bina. Akşam okul dağılışı , Galatasaray’lı öğrenciler İstiklal’in kalabalığına karışıyor, gruplar halinde. Burnuma çiçek pazarının karışık kokuları geliyor. Tam yanımız girişi, alışveriş muhabetleri, rum bayanların aksanlı şivelerini acemice taklit etmem.

    İçerden annemle Merzuka’nın hararetli konuşmaları. Gül kurusu elbisesinin biçimini değiştiriyor usta terzi. Diz üstünden etek altına uzanan organze volanlar, tam dizde Olgunlaşma’nın yaptığı devasa güllerle kesiliyor. Sanırsınız annem, Behiye Aksoy ya da Sevim Tuna. Bu kıyafeti nerede giyeceği zorluyor zihnimi.

    Annem 65 ekiminde büyük bir hevesle Cumhuriyet Balosu’na hazırlanıyor. Siranoya ısmarladığı ayakkabı, çanta hazır. Şarap rengi bordo kadife ayakkabı çantanın üzerinde, elbisedeki güllerin minyatür bir benzeri var. Küçücük buketi eskiyince çıkarırım fikri, ilk andan aklımda. Elbise fazla abartılı hatta avangard olduğundan annem kolye ve küpe kullanmıyacakmış.

    Öğretiyor bana neden olduğunu. Abartı sadece belli yerlerde varsa, daha fazlası rüküşlüğe kaçar diye. Herşeyide bilir. Teyzemde böyle idi.

    29 Ekim’e az kaldı. Annemin en çok yarıştığı bembeyaz teni, masmavi gözleriyle, İngiliz leydilerine benzeyen Eczacı Perihan Hanım. Yakın arkadaşlar, yine de gizli bir çekişme aralarında, sessizce mesafeli sürdürülen.

    Annem bir gün önce Kuaför Müşerref’e gidip, saçlarını babamın hiç sevmediği kuş yuvası modeli, mizampli yaptırıyor. Sandre saçlar çitiş çitiş krepe. Hiç anlamam neden olduğunu.
    Neyse o gece babamın böbrek taşı nüksediyor, hevesle hazırlanan annemde belirgin bir hüsran. Hani elinde olsa yalnız gidecek baloya. Babama aşıktır annem, çocuklarından üste tutar. Ama kadın sanki moda dünyasının içine doğmuş, onun en büyük zevkidir iyi giyinmek.

    Babam evin uzak köşesindeki yatak odasında yatarken. Kardeşim Cem’le her çekişmemde kabahatli ben oldum. Söylendi durdu, ceza verdi. Ya da ben çareyi Nil Pansion’a kaçmakta buldum.

    Bizim evin küçük beyi hep küçük kardeşim Cem oldu. Annemin sarışın yeşil gözlü güzel çocuğu. Prensiydi evin. Annem hep sakladı ona olan sevgisini. Ama çok belirgindi, biz iki kız kardeş bilirdik.

    Benim kıskançlığım sırf çalışma, öğrenmeyle ilgilidir. Kendi kendimle yarışırım. Yapılacak bir şey yoktu. Cem’in gözdeliğini kabul edip, içimizde, huzur bulduk. Şimdi okurken gülüyordur, gülsün. Sevgili kardeşim.

    Annem o elbiseyi sonradan Tıp Balosu’nda giydi. Bir iki sene geçince üçüncü kez modelini değiştirdi Edirne’de, terzi Hatice ele aldı, güller söküldü, üzerine küpür dantelden bir kap dikildi. Elbisenin bir ton koyusu tonda. Elbise sadeleşti, Muzaffer’in küpe kolyeleri tarandı. En güzelleri seçildi. Askıda davet bekliyor….

    Terzi Merzuka’nın penceresinden görünen çorapçı. Tesadüfen buldum bu fotoğrafı internette. Karşısında Galatasaray Lisesi var. Tam köşede, köşeyi dönünce İngiliz Konsolosluğu, Aynalı Pasaj (Avrupa Pasajı). O caddeden de tramvay geçerdi. Nedense çok sevindim, en çok ta hatırladıklarımın fotoğrafla tastiklenmesine.

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ