11.3 C
İstanbul
Perşembe, Aralık 8, 2022

    Tıp eğitimi alarm veriyor: ‘Uçurum var!’

    Tıp eğitimindeki sorunlar nedeniyle doktorlar endişeli. Kendileri ile hocaları arasında eğitim kalitesi açısından uçurum olduğunu düşünüyor

    Tıp eğitimi..

    Nitelikli sağlık çalışanları pandemiyle mücadelede  büyük rol oynuyor. Bu dönemde tp eğitiminin kalitesinin ne kadar hayati olduğu ortaya çıktı.

    Ancak doktorlar aldıkları eğitimin kalitesinden endişeli. Uzmanlar tıp eğitimindeki bazı sorunlar nedeniyle Türkiye’de gelecekte iyi hekim bulmanın zorlaşacağından korkuyor.

    “Tıp eğitiminin ana kısmı pratiktir. Biz daha önceki yıllarda  hasta başına gittiğimizde 5 kişi olurduk, ama şimdi 15-20 asitan oluyor. Hastaya dokunamıyorsun bile. Hoca bir köşede anlatmaya çalışıyor duyamıyorsun. Yeterli altyapı da yok mesela laboratuvarlarda mikroskoba erişemiyorsun, 4-5 kişiye bir mikroskop düşüyor.”

    Uzmanlık eğitimini Samsun’da sürdüren TTB Merkez Konsey Üyesi ve Asistan Doktor Meltem Günbeği, tıp kontenjanlarının gereğinden çok artırılmasını böyle eleştiriyor.Günbeği, hocaları ile kendileri arasında eğitim açısından uçurum olduğunu düşünüyor.

    Art arda açılan tıp fakülteleri

    Uzmanlara göre son dönemde ardı ardına açılan üniversiteler tıp eğitimini olumsuz etkiliyor. Öğrenci sayısının gerekenden çok artması, öğretim üyesi eksikliği ve buna karşılık öğretim üyesi seçilme standartlarının düşürülmesi gibi çeşitli nedenlerle eğitimin kalitesi düşüyor.

    YÖK, 2019-2020 eğitim-öğretim döneminde 139 tıp fakültesi programı için 15 bin 500 öğrenci kadrosu açılacağını ilan etti. 2020-2021 dönemi için ise bu rakam 16 bin 553 oldu.

    TTB eski başkanlarından Uzman Doktor Bayazıt İlhan , Sağlık Bakanlığı’nın 2014’te Türkiye’nin hekim ihtiyacı ile ilgili yaptığı çalışmada 2023 yılındaki hekim sayısı hedefini 200 bin olarak belirlediğini anımsatarak ‘Bu kapsamda 1 yılda alınacak öğrenci sayısının 5 binlere düşürülmesi gerekt. Ancak Bakanlık kendi çalışmasına rağmen tıp fakültesi kontenjanlarının her yıl artırıyor’ dedi.

     

    Temel bilimlerde eksiklik var

    Uzmanlara göre tıp eğitiminde önemli olanın üniversite ve fakülte sayısını çoğaltnak değil, var olan fakültelerdeki eğitimin kalitesini asgari standartları karşılayacak hale getirmek..

    Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Orhan Odabaşı bu konuyu şöyle değerlendiriyor: ‘Tıp fakültelerinin önceliklerinden biri temel bilimler olmalı. Ancak yeni kurulan fakültelerin bu alanda önemli eksiklikleri var. Temel bilimler güçlü değilse yetişen hekimlerin alana bakışı  uygulamaya dönük  kalıyor. Altyapısı, yeterli öğretim üyesi olmayan bir tıp fakültesi doğal olarak eksik başlıyor. Dünya bilim sıralaması daha çok araştırmalarla yürür.  Bilimsel yayınla, üretilen makale ve kitapla.. Doğal olarak temel bilimleri güçlü olmayan fakülteden mezun olan kişiler güncel pratiğe odaklanıyor ve ‘arka planda ne var’ sorusu eksik oluyor. Bu da bilimsel başarı ve ilerlemeyi önlüyor.”

    TTB’nin 2019 değerlendirme raporuna göre; tıp eğitiminin değerlendirilmesi alanında, tüm dünyada  kabul gören TEPDAD tarafından akredite edilmiş mezuniyet öncesi eğitim programlarının oranı sadece yüzde 32,5. Yani ülkemizdeki 69 tıp fakültesinin mezuniyet öncesi eğitim programlarının asgari standartları taşıyıp taşımadıkları belirsiz.

    Öğretim üyesi kalitesi düşüyor

    Tıp eğitiminde düşündürücü bir başka nokta öğretim üyelerinin  yeterliliklerinin giderek düşmesi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi  Tıp Fakültesi’ne bağlı olarak çalışan bir öğretim üyesi  şu değerlendirmeyi yapıyor:

    ‘ 7-8 ayda Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesine 627’si profesör, 311’i doçent olarak atanmak üzere toplam 938 akademik kadro açıldı. Hiçbir ülkede tıp alanında 8 ayda bu kadar yüksek sayıda akademisyen yetişemez. Bunun nedeni de her ilde açılan tıp fakültelerindeki öğretim üyesi eksikliği. Ancak bu kişiler eğitmen olarak yeterlilik kazanamadan ve eğiticilikleri sınanmadan bu unvanları alıyor.”

    Türkiye’de 1981’e kadar profesörlük için iki yabancı dil bilmek gerekirken, 1981’de bu gereklilik tek dile indirildi. Doçentlik için de tek yabancı dil şartı getirildi, ancak dil sınavını geçmek için gerekli olan puan yıllar içinde yavaş yavaş 70’den 55’e düşürüldü.

    Deneyimli öğretim üyesi eski ile yeninin kıyaslamasını şöyle yapıyor:

    “Doçentlik sınavı eskiden jürinin yayınları incelemesi ile başlardı. Sonra adayın cerrahi dallarda bir ameliyat yapması ve dahili dallardaki bir hastaya tanı koyarak tedavi etmesi istenirdi. Sözlü sınav da vardı. Şimdi bunlar  hepsi kaldırıldı, sadece yeterli sayıda yayını olan doçent olabiliyor.”

    İlhan da doçentlik için sınavın kaldırıldığını, profesörlük için de adrese teslim atamalar yapıldığının zaten kamuoyu tarafından bilindiğini belirtiyor.

    Covid-19’un tıp eğitimine etkisi

    Covid-19 salgınının da tıp eğitimini özellikle uygulamalı dersler açısından sekteye uğrattığı düşünülüyor, ancak diğer taraftan yeni imkanlar da sunmuş durumda.

    Prof. Dr. Odabaşı ‘”Covid bize neyi gösterdi? Altı bin saatlik bir eğitimden bahsediyoruz. Bunun özellikle yoğun kısmı amfilerde 200-300 kişiye verilirdi. Asla onun yerine geçmez ama bazı kuramsal bilgiler canlı olarak ya da kayıttan yetişkin eğitim alan kişilere ulaştırılabiliyor.”

    Günbeği ise salgın nedeniyle pratiğe dayalı derslerin yapılamadığını, teorinin pratiğin yerini tutamayacağını söylüyor. Cerrah olacak bir doktor adayının en az 6 aydır ameliyat yapamadığını belirten Günbeği, aşılamanın ardından pratik eğitimin kaldığı yerden devam etmesini umuyor.

    Odabaşı, asıl riskin başarılı öğrencilerin tıbbı tercih etmemesi olacağını ifade ederek, şunları söylüyor:

    “Başarılı öğrenciyi alamazsak bunun sonunda toplum sağlığını doğrudan ilgilendiren bir durum var. Şu anda tıp fakültesine yüzde 1’den öğrenci alan da var, yüzde 10’dan da. Ama acilde, trafik kazası geçirdiğimizde ‘aman bana kim bakıyor, Hacettepe mezunu baksın’ deme şansınız yok. O nedenle güven aralığını düşürmememiz gerekiyor.” Gülsen Solaker (Deutsche Welle Türkçe)

     

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ