28.7 C
İstanbul
Cuma, Ağustos 12, 2022

    Antikorlar hakkında ortaya çıkan şaşırtıcı gerçekler

    Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, son günlerin en popüler konularından biri olan antikorlar ile ilgili merak edilenleri cevapladı.

    Prof. Dr. Osman Müftüoğlu bağışıklık sistemimizin ister virüsle doğrudan karşılaşsın, isterse de aşılarla bedene giren virüs parçacıklarıyla uyarılmış olsun, hemen ve anında, farklı yapı ve güçte antikorlar üretmeye başladığını söylüyor.

    İşte, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun NTV’de yayınlanan antikorlarla ilgili yazısının ayrıntıları…

    Hastalıkta antikor üretimi nasıl oluyor?

    Kovid-19 enfeksiyonu geçirenlerde antikor üretimi bağışıklık sistemi tarafından en geç 2 ila 3 hafta içerisinde başlıyor. “IgM antikorları”nın üretimi başlangıçta ön plandayken bunlar genellikle zamanla azalarak yerlerine daha kalıcı ve güçlü oldukları iyi bilinen “IgG antikorları”na bırakıyor. Fakat IgG antikorlarının üretimi de zaman içerisinde (ortalama 6 ila 12 ay) azalmaya başlıyor.

    Antikor üretimi herkeste farklı mı?

    İster IgG  ister IgM yapısında olsunlar, üretilen antikorların miktarı kişiye göre farklılık gösteriyor. Enfeksiyonu belirtisiz atlatanlar ya da hafif geçirenlerde antikor düzeyleri hem daha düşük oluyor, hem de ort alama 2 ila 3 ay gibi daha kısa süre içerisinde üretim de azalmaya başlıyor. Öyle ki hastalananların 4’te 1’inde sıfıra bile inebiliyor. Öte yandan “cinsiyet” ve “yaş” da önemli birer ayrıntı. Beden yaşlandıkça hem daha az antikor üretebilirken aynı zamanda ürettiklerini daha kısa bir sürede kaybedebiliyor. Net ve açık olmasa bile kadınların antikor üretmede erkeklere göre biraz daha başarılı oldukları düşünülüyor.

    Antikor hakkında ortaya çıkan gerçekler
    Antikor hakkında ortaya çıkan gerçekler

    Bağışıklığın tek garantisi antikorlar mı?

    Yeni koronavirüse karşı antikor üretmek ve o antikorları taşımak, yani antikor bakımından güçlü olmak herkes için önemli olmakla birlikte aynı zamanda çok önemli bir avantaj. Zira ister hastalıktan sonra, isterse de aşılarla üretilmiş olsunlar, antikorlar bizi orta ya da ağır bir enfeksiyon geçirmekten ciddi ölçüde koruyabilme yeteneğine sahip. Herhangi bir sebeple virüs bize bulaşırsa antikorlar daha bulaş olur olmaz virüsün üstüne çökerek onu hareketsiz ve etkisiz hale getiriyor.

    Ne var ki üretilme şekli ne olursa olsun, bedenimizdeki antikorların azalması veya negatifleşmesi bağışıklığımızın sıfırlandığı anlamına da gelmiyor. Zira o antikorları üretiminde yer alan B lenfositlerin bir alt grubu daha mevcut. Onlar, “bellek kapasitesi” yani “hafızaları” ile ünlenmiş olağanüstü yetenekli hücreler olarak biliniyor.

    Lenfosit belleğine güvenelim mi?

    Bellek kapasiteleriyle ünlü “Bellek B Lenfositleri” çok önemli işlevler üstleniyor ve bu hücreler varlıklarını yıllarca devam ettirebiliyor. Dolayısıyla bedenimizde hiç antikor kalmamış olsa dahi bu “hafızaları güçlü B lenfositler” virüsle yeniden karşı karşıya geldiğinde onu anında tanıyor ve yeniden virüse karşı antikor üretimi yapabiliyor. Aynı zamanda bağışıklık gücümüz sadece antikorlara ihale edilmiş bir halde değil. Bağışıklık sistemimizde antikorlardan çok daha güçlü, çok daha etkili başka ayrıntılar da mevcut.

    ‘T lenfositleri eşittir özel kuvvetler’ mi?

    Antikorlar önemli birer silah olarak elimizde. Virüse yapışarak onu hareketsiz hale getiriyor, hastalık geliştirmesini önlüyorlar. Ancak bu virüslerle göğüs göğse süngü savaşında bulunan “T lenfositleri”mizi de unutmamamız gerek. Bunlar da aynı B lenfositleri gibi, virüsle ilk karşılaştıkları andan itibaren alarm haline geçiyorlar ve hemen savaşa katılıyorlar. Fakat yine bunlar da belleklerine virüse ait izleri kaydedip yeni bir virüs saldırısı olması halinde “eğitimli ve hazır güçler” olarak anında devreye giriyorlar. Kısacası “Antikorum bitti, tükendi. Ben ne yapacağım şimdi?” diyerek üzülmeye gerek yok. T ve B lenfositlerimizdeki hafıza sisteminin gücü her zaman az veya çok işe yarayacaktır.

    Antikor hakkında ortaya çıkan gerçekler
    Antikor hakkında ortaya çıkan gerçekler

    Antikorların güçleri aynı mı?

    Virüsün dikensi çıkıntılarına karşı oluşturulan “spike IgG” antikorları ile virüsün esas yapısına karşı üretilen“Nükleokapsid IgG” antikorlarının dayanıklılıkları, güçleri ve seviyeleri farklı olabiliyor. Özetle; bedenimizdeki antikor seviyesi zamanla azalsa dahi, virüs ile tekrar karşılaşmamız halinde yeniden antikor üretme potansiyeli olan hücrelerimiz varlıklarını uzun süre koruyabilme kabiliyetine sahip. “Toplum/sürü bağışıklığı” olarak tanımlanan durumun arkasındaki temel faktör de zaten bu olumlu sonuçtur. Aşılanarak ya da hastalığı geçirerek geliştirdiğimiz bağışıklığın toplam gücü, antikorların varlığından çok daha güçlü, uzun ve önemlidir.

    İsrail’de hızlı ve yoğun aşılama sonrasında birdenbire sert düşüşe geçen vaka sayıları aşılamanın sağladığı bağışıklık gücünün işaretidir.

    Aşı olmadan önce antikorlara bakılmalı mı?

    Daha önce de belirtildiği gibi ürettiğimiz antikorların birden fazla çeşidi bulunuyor. En etkili olanların ise virüsü tamamen etkisiz hale getiren “baskılayıcı/nötralizan antikorlar” olduğu bilinmekte. Ancak  bu antikorları ölçmek oldukça pahalı ve zor. Bu yüzden de günlük pratikte nötralizan antikorlara bakılamıyor. Onların yerine benzer kabul edilen ve spike proteinlerine karşı geliştirilmiş (S-protein) antikorların düzeyleri ölçülüyor. Aşılama öncesinde ise bu antikorların varlığının araştırılmasına gerek duyulmuyor. Zira böyle bir stratejinin hem ekonomik, hem de zaman açısından kayıplara yol açacağı öngörülüyor.

    Güvenli antikor düzeyi ne olmalı?

    ANTI-S IgG antikorlarının güvenli düzeyini belirleyen standart bir değer halen bulunmuyor. Farklı firmalar, ürettikleri farklı yöntemler için farklı rakamlarda bahsedebiliyor. Bu yüzden de antikorlar için ortak bir güvenlik rakamından bahsetmek yerine, testi yapan laboratuvarın belirlediği eşik değere itibar etmek daha faydalı. Genel olarak antikor değeri 1’in üzerindeyse bağışıklık yanıtının olduğu kabul ediliyor.

    Antikor hakkında ortaya çıkan gerçekler
    Antikor hakkında ortaya çıkan gerçekler

    Antikorum var, aşı olayım mı?

    Antikor tayinleri zor, pahalı ve zaman alıcı süreçler. Bu sebeple aşılamalar yapılırken kampanyalarda aşı öncesi rutin olarak antikorların varlığını araştırmak hiçbir ülkede uygulamaya alınmadı. Ortak görüşe göre, böyle bir araştırmaya gerek de bulunmuyor. Öte yandan hastalığa karşı oluşturulan antikorların da ortalama 5-6 ay kadar bedende kaldıkları bilgisi mevcut. Bu yüzden uzmanlar hastalığı geçirenlerde yeni bir Covid-19 enfeksiyonunun oluşmasını önlemek amacıyla en erken 2, en geç 6 ay sonra yeniden aşılanmayı tavsiye ediyor. Kanaatime göre, aşının muhtemel yan etkilerine göre çekinceler ve aşıya olan ihtiyaç ve aciliyet de göz önüne alınarak imkân bulunan durumlarda daha önceden hastalığı geçirenlere aşılanmadan önce antikor düzeyine bakılması faydalı olabilir.

    Antikorlar bizi yüzde 100 korur mu?

    İster aşılanarak ister hastalığı geçirerek bağışıklık kazanılmış olsun, kazandığımız bağışıklık ister savaşçı T hücreleri veya antikorlar ile isterse de her ikisinin ortak becerisi sayesinde sağlanmış olsun, sonuç fark etmiyor. Bağışıklığımız bizi hastalanmaktan ya da hastalığı ağır geçirmekten, daha da önemlisi hastalık nedeniyle ölmekten koruyabilir. Buna karşılık mevcut bilgilerimize göre virüs bağışıklık kazanmış kişilerde de burunda, ağızda veya boğazın herhangi bir yerinde yerleşip saklanabiliyor. Sonuç olarak bizi hasta edemiyor fakat onu etrafa yaymamıza yol açabiliyor. Bu sebeple salgın bitene kadar maske ve mesafe meselesi hep gündemde olmalı. Ama yine de bilinmelidir ki bağışıklık kazanmış birinin yaydığı virüs miktarı, enfekte veya hasta birinin yaydığı virüs miktarından çok daha az miktarda. Ayrıca net olmasa da bazı aşıların bu “virüs yayma” meselesine de engel olabileceği tahmin ediliyor.

     

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ