22.6 C
İstanbul
Pazar, Temmuz 3, 2022

    Yoğun bakımda son durum: İmza verip serviste ölmeyi göze alıyorlar

    Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görülmesinin üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçerken salgında vaka sayısında en üst seviyeye ulaşıldı. 9 Nisan itibariyle vaka sayısı 55 binin üzerine çıktı, sadece bir günde 253 kişi yaşamını yitirdi. Vaka sayıları artarken hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde doluluk oranları neredeyse tam kapasiteye ulaştı.

    Pandemi ile mücadele devam ederken vakaların yüzde 40’ının olduğu İstanbul’da Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi görüntülendi.

    Belirtileri ciddiye almıyorlar

    Vaka sayılarında son 20 gündür artış olduğunu belirten Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez, yoğun bakım ünitesindeki doluluğun vatandaşların belirtileri ciddiye alıp hastaneye başvurmaması nedeniyle oluştuğunu söyledi.

    Hastaneye başvurmakta geç kalıyorlar

    Vatandaşların büyük çoğunluğunun Covid 19 hastalığı ilerlediğinde doktor ve hastaneye geldiğini belirten Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez, bu nedenden dolayı da evde tedavi edilebilecek hastaların hastaneye yatırılması gerektiğini söyledi.

    Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güniz Köksal tedavi süreciyle ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti: “Öyle hastalar var ki, imza veriyor, yoğun bakıma alınmak istemiyor. Serviste ölmeyi göze alıyorlar. Bunlar doğru yaklaşımlar değil. Toplum içinde de yoğun bakıma giren hastaya ölecek gözüyle bakılması doğru değil.”

    60 yaş altı genç hastalar artıyor

    Salgın sürecinde hastaneler ve yoğun bakımlar doluluk nedeniyle bir kez daha alarm vermeye başladı. Covid 19 pandemisinin on dördüncü ayında Türkiye’nin pek çok yerinde hastanelerin tüm bölümleri Covid servisine dönüştürülürken, yoğun bakım üniteleri bu kez özellikle 60 yaş altı genç koronavirüs hastalarıyla doluyor.

    Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez
    Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez

    Artık büyüklerimizi değil, kendimizi korumalıyız

    Hastanelerinin pandeminin en başından beri koronavirüs ile en ön saflarda mücadele ettiğini belirten Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez, Türkiye’deki ilk Covid 19 vakalarının da bu merkezde tedavi edildiğini söyledi.

     

    Vaka sayılarının yeniden artmaya başladığı son gündür tüm kliniklerin alarm durumuna geçtiğini ifade eden Doç. Dr. Sönmez, Covid 19’dan korunma ve koruma konusunda artık farklı bir noktaya gelindiğinin altını çizdi: “Daha önce büyüklerimiz Covid 19 olacak diye korkuyorduk. Gidip annemizin babamızın dedemizin elini öpmekten çekiniyorduk. Büyüklerimizi korumaya çalışıyorduk. Ama şimdi hastaların yaş ortalamasında belirgin bir değişiklik görüyoruz. Bu bizi çok üzüyor. Daha önce büyüklerimizi koruyalım diyorduk ama artık kendimizi korumamız gerekiyor.”

    Tedavinin gecikmesine neden oluyorlar

    Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez, virüsün son dönemde bu kadar hızlı yayılmasının en önemli nedeninin henüz aşılanmayan genç nüfusun hareketliliği olduğunu belirtti. Vakaların hastaneye başvurmakta geç kaldığına vurgu yapan Doç. Dr. Sönmez sözlerini şöyle sürdürdü: “Son dönemde bulaşıcılık potansiyelinde çok ciddi bir artış var. Gözlemlediğimiz önemli bir nokta da, insanlar belirtiler belli bir noktaya gelmeden artık doktora başvurmuyor. Bu durumu çevremden de duyuyorum, buradaki hastalarda da gözlemliyoruz. Artık insanlar belirtileri hafife alıyor, umursamıyorlar. Burun akıntısını, baş ağrısını hafife alıyorlar ve doktora erken başvurmadıkları, test vermedikleri için de hastalık tablosu daha da ağırlaşıyor. Asıl tehlike bu bence. Tedavinin gecikmesine neden oluyor. Hasta, orta ve ileri aşamada başvurduğunda da tedavisi evde sürdürebilecekken maalesef hastaneye yatış oranları daha büyük boyutlara ulaşıyor.”

    Kanser ve kronik hastaları verilecek hizmetler aksıyor

    Doç. Dr. Mehmet Mesut Sönmez, vakalardaki artıştan dolayı hastanelerdeki birçok servisin Covid 19 servisine dönüştürülmesinin diğer sağlık hizmetlerinde aksamaya neden olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Potansiyelimizin büyük kısmını koronavirüs hastalarına ayırdığımız zaman, diğer sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyan, özellikle kanser ve diyabet gibi kronik hastalıkları olan insanların sağlık hizmeti aksıyor. Koronavirüste sorumluluk sadece kendimizi korumamızla ilgili değil. Gençlerimiz ve  özellikle tedbirlere dikkat etmeyen vatandaşlarımız sadece kendi sağlıklarını riske atmıyor. Diğer vatandaşların sağlık hizmeti alımına da engel oluyor.”

    Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güniz Köksal
    Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güniz Köksal

    Ciddi ölüm riski olan hastaları tedavi ediyoruz

    Türkiye ve Avrupa bölgesinde en çok Covid 19 hastası tedavi eden merkezlerden biri olan Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Güniz Köksal hafta başından itibaren neredeyse hastalara yetişemez konuma geldiklerini anlattı: “Artık daha genç hastalar yoğun bakıma geliyor. Çoğu aşılanmamış 50-60 yaş grubu, oldukça da ağır geliyorlar. Geçen sene Mart ayında o ilk karşılaştığımız antikor geliştirmemiş toplumdaki ağır seyreden hastalık, şu anda da mutasyonlar nedeniyle bu ağır vakalara neden oluyor gibi. Ciddi ölüm riski olan hastalarla uğraşıyoruz. Aşı olmak demek, maskeden kurtulacağımız anlamına gelmiyor. Aşılı olanlar bağışıklık sistemleri yüksek dahi olsa, taşıyıcı konumda olabilirler.”

    Altta yatan gizli hastalıklar tabloyu ağırlaştırıyor

    Salgının ilk ortaya çıktığı Mart ayında, hastalıkla ilgili yeterli bilgi sahibi olunmadığı için bulaşın daha kolay gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal artık hastalıkla ilgili daha çok bilgiye sahip olduğumuzu belirterek şunları aktardı: “O dönemde hadi cahildik bilmiyorduk diyelim. Ama şimdi, bulaşma yöntemini biliyoruz, buna rağmen hala toplu halde yaşamayı, sarılmayı sürdürüyoruz. Mesafe kurallarına uymuyoruz. Sıkıntımız bu. Yoğun bakıma gelen genç hastalar da altta yatan başka bir hastalığı yok diye düşünülüyor. Ama komorbiditesi genelde oluyor aslında. Ya tekstilde işçi, ya demir atölyesinde işçi, ya taksici, ya sigara içiciliği var. Bu grup genç hastalarda çok daha dikkatli olunması gerekiyor, çünkü bilinmeyen komorbiditesi mevcut. Tanısı konmamış diyabet, morbit obezite, altta bilinmeyen veya hep gözardı edilen bir kalp hastalığı bulunuyor. İnsanlar diyor ki ‘Şimdiye kadar hiçbir şikayeti yoktu, doktora bile gitmemişti, nasıl bu kadar ağır olur?’  Ama hasta buraya geldiği zaman görüyoruz ki, kronik kalp hastalığı var, daha önce hiç doktora gitmemiş.

    Tekstil işçilerinde akciğer hastalığı görülüyor

    Sultangazi bölgesinden gelen hastaların çoğunun tekstil işçisi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Köksal, “Tekstil işçisi, iplikte çalışıyor; sürekli ip liflerini soluyorlar. İnterstisyel akciğer hastalığı oluşuyor ama bunun farkına bile varmıyor. Bunun üstüne Covid 19 virüsü de yüklenince daha da ağır geçiriyor” diye konuştu.

    Yoğun bakımlar ölüm değil, tedavi yeri

    Yoğun bakıma gelen hastanın öleceğini düşündüğü için tedaviye uyumu ve yanıtının da zorlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Güniz Köksal şöyle konuştu: “Hasta, yoğun bakıma indiği zaman öleceğini düşünüyor. Yoğun bakımlar ölüm yeri değil, tedavi yeri. Buraya geldikleri zaman korkmaları gerekmiyor, tam tersine şükretmeleri gerekiyor ki hala tedavi yolunda ilerleyebiliyorlar. Hala şansları var demek. Hastalanmayalım, kurallara uyalım ama yoğun bakıma alınmamız gerekiyorsa da öleceğim duygusundan çıkalım. İnsanlar ölmesin diye burada. Öyle hastalar var ki, imza veriyor, yoğun bakıma alınmak istemiyor. Serviste ölmeyi göze alıyorlar. Bunlar doğru yaklaşımlar değil. Toplum içinde de yoğun bakıma giren hastaya ölecek gözüyle bakılması doğru değil”

    Sağlıklı görünen herkes birer taşıyıcı olabilir

    Salgın sürecinde vatandaşlardaki en büyük yanılgının, sağlıklı görünen insanların ‘taşıyıcı’ olma riskinin göz ardı edilmesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güniz Köksal sözlerini şöyle tamamladı: “Çoğu kişi, markette ya da evin içinde, apartmanda gördüğü sağlıklı insanların taşıyıcı olduğunu düşünmüyor. Herkes taşıyıcı olabilir. Ev içindekiler de dışarıdan geliyorlar. Herkes birileri ile iletişim halinde. O yüzden evin içinde de insanlar mümkünse birbirinden uzak durmalı. Eve gelen kişi yabancı biriyse maskesiz oturmayın. Kapalı alanları hava çok soğuk olsa bile sık sık havalandırın. Asansörlerde havalandırma yok, asansöre maskesiz binmeyin. Hele bir apartmanda 5-6 dairede akrabalar oturuyorsa. Bunlar her akşam aynı yerde yemek yiyor, beraber oturuyorsa. Bunlardaki ölüm oranları çok daha yüksek oluyor. Çünkü sürekli aynı etkenle tekrar tekrar bulaş gerçekleşiyor. ‘Evet biliyorum hasta olabilirim ama eltimin kızının düğünü vardı, gitmesem ayıp olurdu’ gittim.’ Biz hala buradayız. Şu anda gelenlerin çoğundaki hikaye bu şekilde. Köyüme gittim, annem hastaydı, yan komşu da geçmiş olsuna geldi. 10 kişi birden aynı ortamda.”

    Hangi aşı tercih edilmeli? Sinovac mı? Biontech mi?

    Kimler Biontech aşısı olamayacak? Sağlık Bakanlığı kılavuz yayınladı

    Covid-19 aşısının yan etkileri neler? Aşıdan önce-sonra ağrı kesici kullanılmalı mı?

    Biontech Covid-19 aşısı hangi hastanelerde yapılıyor?

     

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ