17.8 C
İstanbul
Çarşamba, Eylül 22, 2021

    İşte iki doz aşılıların ağır hastalık geçirmesinin sebebi!

    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Murat Akova aşı spekülasyonlarında gözden kaçırılan şeyin 'aşı süresi' olduğunu söyledi.

    Çin’in Guangdong Eyaleti Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi tarafından yapılan ve sonuçları Lancet’in online ön basım olarak yayınlanan yeni bir çalışmaya göre, eyalette Mayıs ayında görülen Delta salgını sırasında başlatılan aşılama kampanyası ile aşılananların büyük oranda ağır hastalık hastalıktan korunduğu, çift doz aşılanmanın da ölümleri yüzde 100 engellediği ortaya çıktı. 10 binden fazla katılımcının dahil edildiği ve 1,5 aylık izlem süresiyle ilk sonuçların incelendiği çalışma sonuçlarını değerlendiren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Akova, önemli açıklamalarda bulundu.

    ”DELTA VARYANTINDA DA ÖLÜMDEN YÜZDE 100 KORUYOR”

    Prof. Dr. Akova sözlerini şöyle sürdürdü: ”Çin’in Guangdong şehrindeki Delta virüs salgını sırasında yapılan bir epidemiyolojik çalışmanın sonuçları preprint olarak Lancet dergisine ait bir web sitesinde yayınlandı. Çok ilginç sonuçları var bu çalışmanın. Mayıs ayının ortalarında salgın sırasında Çin hükümeti burada yaygın bir aşı kampanyasına başlıyor ve kullanılan aşıların büyük çoğunluğu inaktif aşılar, yüzde 50’si de Türkiye’de de hala kullanımda olan Sinovac aşısı. Aşılanmayan grup, diğer aşı ile aşılanan grup ve Sinovac ile aşılanan grup karşılaştırılıyor. Bütün suşlar Delta varyantı. Sonuçta Sinovac’ın yüzde 70 oranında klinik olarak ortaya çıkan hastalıktan yani semptomatik hastalıktan koruduğu, ağır hastalık ve yoğun bakıma yatıştan da yüzde 100 koruduğu belirlenmiş”

    ”AŞILARIN ÜZERİNDEN SÜRE GEÇTİKÇE BAĞIŞIKLIK AZALIYOR”

    Aşıların üzerinden zaman gectikce bağışıklığın azaldığını vurgulayan Prof. Dr. Akova, ”Burada göz ardı edilen her aşıda olduğu gibi inaktif aşılarda da aşılamanın üzerinden belli bir süre geçtikten sonra bu aşıların yarattığı bağışıklığın azalması ya da ortadan kalkması. Bu olduğunda da bu kişiler enfeksiyona açık hale geliyor. Halbuki kısa süreli değerlendirmelerde ki, bu çalışmada da 1,5 aylık bir süre içerisinde yapılan bir aşı kampanyasının sonucu yapılan bir inceleme bu, aşılamanın önemli ölçüde koruma sağladığını görüyoruz. Bizim ülkemiz açısından da şöyle bir durum söz konusu. Türkiye’de biliyorsunuz yaygın kitlesel aşılama Ocak ayının ortasında başladı. O zamandan bu zamana yaklaşık 8 aylık bir süre geçti. Dolayısıyla Ocak ayı başında Sinovac ile aşılananların bağışıklığında önemli ölçüde azalma görülmeye başlandı. Bu çok normal çünkü aşıların üzerinden belli bir miktarda zaman geçtiğinde aşının etkinliği azalıyor Üstelik bu durum sadece inaktif aşılar için söz konusu değil, mRNA ve diğer yolla elde edilen aşılar için de geçerli. Nitekim Oxford Üniversitesi tarafından yeni yapılmış bir çalışmanın sonuçları da buna işaret ediyor” diye konuştu.

    DSÖ’den çağrı: Çocukları aşılamayın, aşıları bağışlayın
    DSÖ’den çağrı: Çocukları aşılamayın, aşıları bağışlayın

    ”SPEKÜLASYONLAR YERSİZ”

    Aşı spekülasyonlarının yersiz ve dayanaksız olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akova sözlerini şöyle sürdürdü: ”Aşı sizi ciddi hastalıktan ve ölümden çok yüksek oranda koruyor. Delta virüsüne karşı zaten gerek doğal bağışıklıkla, gerek hangi aşıyla olursa olsun elde edilen antikor yanıtının düzeyinde zamanla düşüş olması, bir rapel dozu yani hatırlatma dozunu şu anda zorunluluk haline getirmiş durumda. Ama bu hatırlatma dozu 1 ay önce aşılanmış kişiler için geçerli değil. Örneğin Sinovac ile Ocak ayında iki doz aşılandıysanız, şu anda üçüncü doza ihtiyaç var gibi gözüküyor”

    ”AŞI OLSANIZ DA VİRÜSÜ ETRAFINIZDAKİLERE BULAŞTIRABİLİYORSUNUZ”

    Oxford çalışmasının bir başka önemli noktasının da iki doz aşılı olanlara da virüsün bulaşabildiğinin tespit edilmesi ve aşılılardaki virüs yükünün, aşılanmamış kişiler kadar yüksek olabildiğinin gösterilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akova, bunun da toplumun büyük çoğunluğunun aşılanmamış olmasından kaynaklandığını belirtti ve ”Aşılı da olsanız siz virüsü taşıyıp etrafınızdakine bulaştırabiliyorsunuz. Ama kendiniz ağır hastalanmıyorsunuz. Bu, aşının size sağladığı en önemli yarar. Öte yandan virüsler çoğalmak için canlı organizmaya ihtiyaç duyar. Eğer bir toplumda yeteri sayıda insan aşılanmış ve virüse karşı korunmuş hale gelmişse bir müddet sonra virüsün ulaşabileceği ortam kalmaz. Şimdi ben aşılıyım virüse yakalandım, siz aşısızsınız, ben virüsü size bulaştırıyorum ve sizde hastalık yaratıyor. Halbuki siz de aşılanmış olsanız, bir müddet sonra aramızda artık virüs alışverişi yapamayacağımız, virüs yayılıp da ciddi hastalık üretebilecek insan bulamayacağı için ortadan kalkacak. İşte toplumsal bağışıklık dediğimiz yüzde 90 ve daha üzerindeki insanların aşılanması halinde o zaman virüsün yayılabileceği ortam da kalmayacak ve hastalığın önü bu şekilde alınabilecek” değerlendirmesinde bulundu.

    ”AŞISIZ BİR DOKTOR YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR”

    Daha önce aşı yaptırmayan bir doktorun kendi hastanelerinde yaşam savaşı verdiğini söyleyen Prof. Akova son olarak şunları söyledi: ”Ben iki doz aşı oldum, virüs bana bulaşacaksa ben o zaman gidip de bu aşıyı niye yaptırıyorum? Bu sorunun cevabı şu: Hayatta kalmak için yaptırıyorsunuz, yoğun bakıma girmemek için yaptırıyorsunuz, ciddi enfeksiyona yakalanmamak için yaptırıyorsunuz. Türkiye bu açıdan son derece kritik bir durumda. Türkiye’de aslında aşıya erişim son derece kolay. Bu, ülkemiz açısından son derece büyük bir avantaj. Ama maalesef bu avantajı değerlendirmeyip bir aşı tereddütü, aşı karşıtlığının olduğunu gözlüyoruz. Bu çok tehlikeli bir durum. Ben bir örnek verebilirim size, kendi meslektaşlarımızdan bir tanesi hiç aşı yaptırmamış ve muhtemelen aşı ile ilgili olumsuz düşünceleri olan bir meslektaşımız, şu anda yoğun bakımımızda yaşam mücadelesi veriyor. Çok ciddi bir hastalık tablosu ile karşı karşıya. Deyim yerindeyse ölüm kalım savaşı veriyor. Bu örnekleri çoğaltmak ne yazık ki mümkün”

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ