27.4 C
İstanbul
Pazar, Temmuz 25, 2021

    Gökhan Hotamışlıgil: İki doz aşı olanların acilen yapması gerekeni açıkladı

    Harvardlı Türk Profesör Gökhan Hotamışlıgil, “Sinovac aşısı yeni çıkan varyantlara karşı daha fazla zafiyet gösteriyor. O yüzden benim ve birçok uzman kişinin görüşü Sinovac olanların acilen üçüncü doz olarak mRNA aşılarından birini olmaları” dedi.

    Harvard Üniversitesi James Stevens Simmons Genetik ve Metabolizma Profesörü Dr. Gökhan Hotamışlıgil Cumhuriyet Gazetesi’nden İpek Özbey’e konuştu.

    Röportajın öne çıkan başlıkları şu şekilde:

    – Aşı bulundu ama varyantlar bizi bırakmıyor. Neden?

    Birinci sıkıntı enfeksiyonun devam ediyor olması. Bu virüsün ne kadar çok insana hastalık yapma şansı varsa mutasyona uğrama şansı da o kadar artıyor. Delta varyantı belki de şimdiye kadar ortaya çıkan en problemli varyant. Kedi-fare kovalamacası gibi düşünün, bu varyantın da ortaya çıkma sebebi enfeksiyonun kontrolsüz şekilde muazzam boyutlara ulaşması. Virüs kendini çok sayıda kopyalama şansı elde ettiği için, çok sayıda mutasyona uğrama ve bazıları bu şekilde avantajlar kazanarak ortaya çıkma imkânı yakalıyor. Delta’nın sıkıntısı yayılma hızından kaynaklanıyor ve etkin aşılanmış ülkelerde bile enfeksiyonlar oluştuğu için endişe veriyor. Ancak, delta varyantının öncelikli olarak yayılımı aşılanmamış ya da tek doz aşılanmış grup içinde sürüyor. Çok hızlı yayıldığı için yüksek sayıda insana ulaşabiliyor ve baskın hale geçiyor. Henüz hiçbir ülkede tam aşılama şu ana kadar başarılamadı ama yüksek düzeylere ulaşıldı. Aşılı nüfus oranı yükseldikçe, bu enfeksiyonlar kontrol altına girecektir.

    – Bir de Hindistan’da iki doz aşı olmuş birinde ‘Delta Plus’ görüldü…

    İki doz aşı olmuşlarda hâlâ enfeksiyon yapabiliyor. Fakat orada panik olmadan önce unutmamak gereken bir şey var: Aşılanmış olanlarda hiç belirtisiz veya çok hafif belirtili seyrediyor hastalık. Bence temel prensip hâlâ aynı.

    – Yani

    Dünya eğer aşılanma hızını kaybetmezse -ki bu Türkiye için de geçerli- artık virüsün hareket alanı daralmaya başlıyor. Daralmaya başlayınca da yeni mutasyonların ortaya çıkma olasılığı çok düşüyor. Bu tamamen sayı oyunu… Her mutasyon, virüsün davranışını biraz olsun değiştirebilir. Ancak bu sonsuz bir şey değil. Bir aşamadan sonra virüsün de artık çok fazla hareket alanı yok.

    – Mesela ben iki doz aşımı oldum ama toplumun yarısı olmadı. Risk altında mıyım?

    Bu her aşı için aynı değil. Şu anda mRNA aşılarından tamamen kaçan bir varyant yok. Bu aşılar şimdiye kadar çıkan bütün varyantlara karşı da çok etkin bir şekilde koruma profillerini korudu. Delta’ya karşı korumada hafif bir düşüş var ama hâlâ çok önemli oranda koruyucu. Dolayısıyla en üst profile sahip aşılara bakarsanız şu ana kadar varyantların bu aşıdan kaçması gibi bir problem yok. Fakat bu aşının hızla toplumun yüzde 70-80’ine yapılması gerekiyor ki artık bu varyantların bulaşma ve yayılması engellensin.

    – Peki hep mRNA diyoruz. Türkiye’de 65 yaş üzeri ve sağlık çalışanları Sinovac aşısı oldular… Şimdi bu aşıyı olanlara üçüncü aşı öneriliyor…

    Sinovac aşısı yeni çıkan varyantlara karşı daha fazla zafiyet gösteriyor. O yüzden benim ve birçok uzman kişinin görüşü Sinovac olanların acilen üçüncü doz olarak mRNA aşılarından birini olmaları. Türkiye’de Sinovac aşısı olanlar yüksek risk grubu, yani 65 yaş üstü ve sağlık çalışanları ve diğer risk grupları. Dolayısıyla bunu öncelik haline getirmek gerekiyor. Türkiye şu anda günde 1-1.5 milyon aşı uyguluyor ki bu çok iyi bir rakam, bu hız 2-3 ay arasında devam ederse o zaman sonbaharda virüsün yayılma alanını çok daraltmamız ve salgını durdurmamız mümkün.

    Her yıl aşı olmamız gerekecek mi?

    Şu anda öyle bir tavsiye yok. Fakat bu olasılık göz önünde bulunduruluyor. Kesin olan bir şey; bu ilk koronavirüs salgını değildi ve ‘son koronavirüs salgını’ da olmayacak! Fakat ben bu virüsün sürekli bizi yoklayacağı, türlü türlü zamanlarda ortaya çıkacağını, yeni pandemiler yaratacağını düşünmüyorum. Elde muazzam güçte bir silah, aşılar, var artık. Virüsün böylece baskılanacağını, dolaşım alanının daralacağını ve tehdit olmaktan çıkacağını düşünüyorum. Tabii bu etkin ve tüm dünyada aşılanmanın gerçekleşmesine bağlı olacak. Dünyada bu konuda muazzam bir eşitsizlik var, hatta ülkelerin kendi içinde bile eşitsizlikler var. Gelir kuşağı düşük ülkelerdeyse bu daha da fazla… Eğer bu problem çözülebilir ve hızlı şekilde enfeksiyon alanı daraltılırsa her yıl aşıya ihtiyaç olacağını düşünmüyorum. İkincisi eldeki veriler bağışıklığın 6-8 ay gibi kısa bir sürede kaybolacağına dalalet etmiyor. Henüz aşılar ile tecrübe 1 yıl civarında olduğu için daha uzun vadede koruyuculuğun sürüp sürmeyeceğini kesin olarak bilmek mümkün değil, ancak benim görüşüm en az 1.5 yıl, muhtemelen daha uzun süre aktif kalacağı.

    – Aşı bulundu ama bilgi kirliliği sürüyor. Hatta daha iki gün önce Türkiye’de aşı karşıtları bir eylem düzenledi, hekimleri suçladı… Ciddi şekilde “Aşı olmayın” diye kampanyalar yapılıyor….

    Üst düzey bir cevap verirsem bunu salgının kendisi kadar vahim görüyorum. Bu davranış her yerde kamu sağlığını tehdit eder bir boyuta ulaştı. Önce ilaçlar, sonra maske kullanımı, hatta Covid’in kendisi ve son olarak aşı için üretilen komplo teorileri gördük. Bunun sebeplerini düşünürken aklıma bazı şeyler geliyor… Bunlardan biri bilimin hızıyla insanlar tarafından içselleştirilmesi arasında çok büyük bir zaman farkı var…

    – Haklısınız, en çok söylenen bu, “Aşı aceleye geldi…”

    Son 50 senede bilimde olan ilerleme bazı bilim insanlarını bile gelişmenin dışında bırakabiliyor. Etkin aşıların böyle kısa bir sürede hayata geçmesinin en önemli nedeni bu. Ancak; “Bu kadar hızlı şekilde nasıl aşı yapılabilir”; “Bu kadar hızlı yapıldı, çünkü önceden biliniyordu”; “Hazırlandı, zaten aşısı da vardı”; “Aceleye geldi, ilaç şirketlerinin çıkarı olduğu için kurumlara baskı yaptılar”; “mRNA teknolojisini bilmiyoruz” gibi bilim dışı gerekçelere dayalı bir çok komplo teorisi üretildi. Bunların çoğu bilimsel gelişmenin hızının anlaşılamamasından ve onun şüpheye dönüştürülmesinden kaynaklanıyor.

    – Peki nasıl yanıt vermek gerekiyor?

    Salgın 2019’un sonunda başladı. Bir ay sonra bazı aşıların çalışmaları hemen başladı. Hatta iki hafta içinde virüsün parçaları sentezlenmişti Amerika’da… Daha sonra mRNA aşıları gündeme geldi. Bu tabii insanları şaşırtıyor, “Bir ayda nasıl oluyor” deniyor. Ama o bir ay değil işte… Ondan önce bilime yapılmış 30 senelik yatırım var. Tabii herkes bunu takip edemediği için bilmiyor. Bu teknolojilere temel bilimlerden gelen çok büyük bir bilimsel yatırım yapıldı. Elinizde kod olduğu zaman yeni uygulamalara hızla geçilebiliyor, yani bir lego gibi bütünü hazırlanmış, bir parçasını alıyorsunuz, yerine başka parça koyuyorsunuz. Geçtiğimiz 30-40 senede bu uygulamaların temeli inşa edilmiş zaten. İkincisi pandemi gündeme geldiği zaman bilim insanları arasında muazzam bir uluslararası işbirliği oldu, bilgi ve yetkinlikler hızla paylaşıldı. İkincisi, yatırımlar konusunda da benzer işbirlikleri ve uluslararası konsorsiyumlar oluştu. Hem şirketler, hem vakıflar hem de devletlerin ortak gücü muazzam bir transformasyon gösterdi ve tüm aşı adaylarına aynı anda yatırım yapıldı. Böyle bir şey bu düzeyde hiçbir zaman olmamıştı. Herkes gördü ki kaybedecek vakit yok. Üçüncüsü de hepimiz için biraz sürpriz ve şanslı olan bir durum; 2020’nin başındaki söylemlerime bakıyorum, yüzde 60 etkili bir aşı hepimiz için bir başarı hikâyesiydi. Ama ilk sonuçlar geldiği zaman yüzde 90+ etkinlik düzeyleri çıktı. Bunu hiçbirimiz, hatta aşıyı yapanlar bile öngöremiyordu.

    – Aşı karşıtlarının diğer bir argümanı ise aşının ileride ciddi komplikasyonlara sebep olacağı…

    Bu tamamen bilimden uzak bir argüman ve ağırlıklı olarak mRNA aşılarını hedefliyor ama tabii ki bununla sınırlı değil (yani Covid öncesinde de komplocular diğer aşılar içinde böyle hikâyeler üretip dağıtmışlardı). Bu aşı türünün daha önce kullanılmamış olmasına dayandırılıyor ve şimdiye kadarki aşı tecrübelerini reddediyor. Büyük yanlışlıklar çok da ustalıkla sunuluyor. İnsanların ikna olmaması mümkün değil. Bazı paketlerinde saygınlık dekorasyonları olan insanlar da bu tür söylemlere katılabiliyor. Komplikasyonlara gelince asırlardır bilinen bütün aşı komplikasyonları ilk 8 hafta içinde görülüyor. Onlar da genellikle alerjik ya da immün sisteme dayalı bazı nadir etkiler veya bazı virüslerde antikorların istenilen şekilde tasarlanmamasından kaynaklanan problemler olabiliyor. Ancak bunlar ilk haftalar içinde görülüyor. Böyle uzun vadede görülen bir aşı komplikasyonu yok.

    – DSÖ bir açıklama yaptı, “Maskeleri çıkarmayın” dedi… Perşembe günü Türkiye normalleşmeye geçiyor. Doğru bir karar mı, bundan sonra nelere dikkat etmeliyiz?

    Benim önerim toplumun yüzde 70’i aşılanma düzeyine ulaşana kadar tedbirli tarafta olmak. Şu anda tüm önlemlerin bırakılması için aşılama oranı yeterli değil. Şimdiye kadar birçok hata yapılmış olabilir, orayı tartışmıyorum ama ayın başından itibaren gelinen nokta doğru. Kapanma doğruydu, ardından hızlı ve etkin aşılama yapılmaya başlandı, bu da çok olumlu. Ancak bunun en az iki ay daha sürmesi gerekiyor. İki ay sonra Türkiye’nin salgın kontrolü açısından çok daha güçlü bir noktada olacağını düşünüyorum. Sonbaharın ilk aylarına kadar maske takmaya devam etmek gerekiyor. Bir başka çok önemli konu, iç alanlarda insanların birbirine maruz kalma risklerinin azaltılması. Büyük toplantılar yapılmamalı. Çok erken davranınca bütün dünyada dramatik ölçüde olumsuz sonuçlar olabileceğini gördük. Virüs üstel olarak büyüyor. Yani katlanarak gidiyor. Boston’da 150 kişilik tek bir toplantının enfeksiyon maliyetinin yüzlerce bin kişiye ulaştığını gördük…

    – İki doz aşımı olduysam da mı çok rahat davranmamalıyım?

    Tabii ki iki doz aşısını olmuş insanlar bir araya gelebilirler ama binlerce insanın kapalı salonlara girmesini veya çok yakın temaslarını doğru bulmuyorum. Riskli buluyorum. Bu en son dönemeçte yaz önemli bir fırsat. Dış mekânlarda, açık havada buluşulabilir. Dış mekânlarda bulaş riski çok çok küçük. İç mekânları ise çok dikkatli kullanmak lazım. Havalandırmasına dikkat etmek, yakın temastan uzak kalmak lazım. Bunlar olur ve aşılama hızımız kesilmez ise iki-üç ay sonra rahatlarız.

    İLGİNÇ VE KARMAŞIK

    – Bağışıklık sistemi koronavirüsle nasıl mücadele ediyor? Covid-19’da direnç ne kadar etkili?

    Covid-19 çok ilginç ve karmaşık bir hastalık… Bireyler arasında çok büyük ve bazen öngörülemeyen farklılıklar gösterebiliyor. Örneğin obezite, metabolik hastalıklar, yaş gibi dramatik olarak hem hastalığın ağırlığını hem de ölüm oranlarını etkileyen faktörler var. Fakat bu ormanın görüntüsü, oradan ağaçlara geçersek bu farklılıkların moleküler mekanizmaları, hangi genetik hassasiyetler ile oluştuğu, nasıl öngörülebileceği konularında henüz çok net bilgiler yok. Ancak yoğun çalışmalar var ve sürecek. Şu anda insanlarda genetik değişiklikleri inceleyen çok büyük çaplı genom tarama çalışmaları da yapılıyor.. İkinci konu immün cevabın gücü ve cevap profili ile ilgili. Bu iki tarafı keskin bir bıçak gibi…Örneğin interferon yanıtının zayıf olduğu (genetik olarak veya henüz genetiği açıklanmamış olan) kişilerde hastalık ağır seyrediyor. Fakat bu çok küçük bir analiz ve hastaların küçük bir bölümünde açıklayıcı olabiliyor. İmmün cevabın uygunsuz olarak cevap verdiği kişilerde ise sitokin fırtınası gibi reaksiyonlar bu sefer virüsün enfeksiyonu sonrası problemlerin ağırlığı ve ölüm oranlarını etkileyebiliyor. Yani, başlangıç döneminde zafiyet, gelişim döneminde uygunsuz şiddette bir yanıt, seyri değiştirebiliyor. Son olarak, metabolik sistem ile virüsün yaşam ve davranış biçimi arasındaki ilişkilerin de pek çok yeni sahalar açacağını ve yeni tedavi yaklaşımları doğuracağını düşünüyorum.

     

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ