28.7 C
İstanbul
Cuma, Ağustos 12, 2022

    Koronavirüs yüzünden hastalık hastası olmayın

    Koronavirüsü atlatan hastaların bir süre düzenli doktor kontrolünde bulunması ve fiziksel belirtileri takip etmesi, insan psikolojisini olumsuz etkileyebiliyor.

    Ruh sağlığı

    Uzman Klinik Psikolog Kübra Bozkurt, zorlu bir Kovid-19 süreci geçiren hastaların devamlı kendilerini kontrol etmek zorunda olmalarının psikolojilerini bozabileceğinin altını çizdi. Bozkurt, hastalık kaygısının ise kişide hastalık hastalığına sebep olabileceği uyarı yaptı.

    Medicana Çamlıca Hastanesi hekimlerinden Uzman Klinik Psikolog Kübra Bozkurt, Kovid-19’u zorlu bir şekilde atlatan hastalarda bazı fiziksel şikâyetlerin bir süre daha devam ettiğini gördüklerini ifade etti. Ardından da önemli uyarılarda bulundu.

    Hastalık kaygısı daha sık doktor ziyaretine neden oluyor

    Uzman Klinik Psikolog Kübra Bozkurt, hastaların şikayeti olmasa bile sık sık doktora başvurduğunu anımsattı. Bozkurt, “Bu hastaların düzenli bir şekilde doktor takibinde kalması, şikayetlerinin kontrol altında tutulması gerektiğinin altını çizdi. Ve kendi bedenlerini dinleyip fiziksel belirtilerini takip etmeleri gerektiğini söyledi.

    Bununla birlikte, belli bir kesimin de hastalık kaygısıyla daha sık doktor ziyareti yaptığı fark ettiklerini ifade etti. Koronavirüs geçirenlerin fiziksel şikayetleri olmasa bile, hastalığa yakalanmaktan korktukları için sık sık, farklı branşlarda doktorlara muayene olduklarını aktaran Bozkurt, bu durumu şu şekilde anlattı: “Genelde şikayetleri Covid-19’a bağlı olmaz, doktorlar da bunu her defasında teyit eder ama bu hastaları ikna etmez, başka bir doktora daha muayene olarak kuşkularını dindirmek isterler”…

    Önemsiz şikayetlerle farklı doktorlara gidiliyor

    Uzman Klinik Psikolog Kübra Bozkurt, halk arasında hastalık hastalığı olarak bilinen Hipokondriyazis’in psikiyatrik bir bozukluk olduğunu belirttti şu uyarılarda bulundu:

    “Bildiğimiz üzere, kişiler organik bir nedene bağlı olmayan fiziksel şikayetler tecrübe edebiliyorlar. Kişinin bu durumu tıbbi nedenlerle açıklanamadığında, fiziksel şikayetlerinin psikolojik kökeni olduğu sonucuna varılır, psikiyatrideki tanımı ise beden belirti bozukluğudur. Ancak hipokondriyak hastaların fiziksel bir şikayetleri yoktur.

    Hafif şiddette olan belirtilerini ciddi bir hastalığa yorarlar. Onlar için diş etinin kanaması, dişlerini sert fırçaladıkları için değildir, akciğerden ağza kan geliyordur veya sol kollarının ağrıması gece o kolun üzerinde uyuyakaldıkları için değil, kalp krizinin belirtisidir.

    Bu ve bunun gibi onlarca, açıklaması çok daha basit şikayetlerle doktor doktor gezer bu hastalar. Sürekli kendilerini kontrol ederler. Elleriyle göğüslerini, kalplerini yoklarlar. Sürekli nabız ölçerler. Parmaklarını vücutlarının çeşitli bölgesine bastırıp, ağrı olup olmadığını kontrol ederler.

    Günlerinin önemli bir kısmını internet sitelerinde olası hastalıklar üzerine araştırmalarla geçirirler. Bu nedenle doktorların kesin bir üslup kullanmaları, hastada herhangi bir şüphe bırakmamaları çok önemlidir çünkü hipokondriyaklar devamlı ‘acaba, ya varsa’ kuşkularıyla yaşarlar ve doktorların olabilir cevabı onların kuşkularını beslemekten ve bozukluğun şiddetlenmesinden başka bir işe yaramaz.”

    Belirtileri takip edin

    Kübra Bozkurt, hipokondriyazis hastalarının sosyal ilişkilerinin oldukça bozulduğunu, konuştukları tek konu fiziksel şikâyetleri, gittikleri doktorlar, ilaçlar ve hastalıklar olduğunu vurguladı.

    Bozkurt, “Fiziksel belirtilere karşı dikkatleri çok yüksektir ama bunun dışında dikkatleri çok çabuk dağılabilir. Doktora gitmek için sıklıkla işten izin almak zorunda kalırlar, birçok doktora muayene olmak da maddi açıdan onları zorlar.

    Bazen gerçek fiziksel belirtileri mevcut olabilir ama bunlar genellikle yoğun kaygı ve bunaltı hislerinin vücutta gösterdiği reaksiyonlardır. Titreme, üşüme, ateş basması, kalp çarpıntısı, nefes almakta zorlanma hissi, vücudumuzun kaygılı hissettiğimiz anlarda gösterdiği fiziksel belirtilerdir ama hipokondriyaklar bunların da hastalık habercisi olduğunu düşünür” şeklinde konuştu.

    Bozkurt Hipokondriyazis hastalığıyla ilgili sözlerine şöyle devam etti:

    “Hipokondriyakları tanımlayabileceğimiz birkaç karakteristik özellik vardır. Öncelikle hastalıklar hakkında detaylı bilgiye sahiptirler. Güvenilir olan/olmayan birçok internet sitesini, tıbbi bilgi almak için okurlar. Aldıkları her ilacın prospektüsünü detaylı okurlar ve orada okudukları tüm yan etkileri yaşadıklarını öne sürerler. Görmedikleri için hiçbir zaman emin değildirler ama vücutlarında bilmedikleri, ciddi bir hastalık olduğundan neredeyse emindirler. Fiziksel belirtilerde hemen sonuca atlarlar ve sonuç daima en kötü senaryodur.”

    Hipokondriyazis tedavisi nasıl olmalı?

    Uzman Klinik Psikolog Kübra Bozkurt, hipokondriyazis tedavisinin başlangıcı hakkında da bilgi verdi. Ve hastalığın tedavisinin, hastayı muayene eden doktorun, sıkıntıların kökeninin psikolojik olduğunu ortaya çıkararak hastayı ilgili bölüme yönlendirmesiyle başladığını anlattı.

    İlaç tedavisiyle birlikte yapılan psikoterapinin büyük bir önemi olduğunu belirten Bozkurt, ilaç tedavisinde, hastaların ‘yan etki’ kaygısı devam edeceği için, psikiyatrların hastaları bu konuda bilgilendirmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Bu hastaların, fiziksel hastalıkları olmadığını bu nedenle istirahat raporu vermekten kaçınılması gerektiğini ifade eden Bozkurt; hastaların çalışamayacak kadar bitkin hissettiklerini söyledikleri için, genelde bu tarz kaçınma davranışı sergilediklerini belirtti.

    Bozkurt hipokondriyazis hastalığının tedavisi için önemli ipuçları verdi. Buna göre, bu hastalığı olan kişiler;

    Çalışmaya devam etmeli,

    Eğer mevcut bir işleri yoksa kendilerine bir meşguliyet bulmalı,

    İnternet sitelerini takip etmeyi bırakmalı,

    Kullanılan ilaçların prospektüsünü okumayı bırakmalı.

    Bununla birlikte, kişi, güvendiği, kendisini sıkılmadan dinleyecek birine de yaşadığı sıkıntıları anlatabilir. Bu durumda korku uyandıran hastalık ihtimalinden değil, kişinin neden böyle bir korkusu olduğunun anlatılması önem taşıyor.

    Ayrıca, hem sosyal çevreden alınan destek hem de profesyonel destekle bu bozukluğun üstesinden gelinebiliyor.

    Kaynak: DHA

     

    ÇOK OKUNANLAR

    EDİTÖRÜN SEÇİMİ